Eğitim Sen’li Dilek Atik, okullarda artan saldırıların bir devlet açığı olduğunu belirterek, bu olayların arkasında derin psikolojik ve sosyolojik etmenler bulunduğunu ifade etti.
Türkiye’de son bir yıl içerisinde okullarda yaşanan şiddet ve saldırılardaki artış kamuoyunda ciddi kaygılar yaratıyor. Uzmanlar, bu tür saldırılara karşı yalnızca güvenlik önlemlerinin yeterli olmadığını vurgularken, iktidarın sorunu militarist güvenlik yaklaşımlarıyla çözme arayışında olması dikkat çekiyor.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Ankara 2 Nolu Şube Kadın Sekreteri Dilek Atik, konuya ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
Okullarda tırmanan şiddet ve saldırılara devletin yaklaşımının ‘münferit ve bireysel şiddet’ olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığını aktaran Atik, durumun daha köklü sebepleri olduğunu belirtti. Atik, “Oysa bunun arkasında derin bir yoksulluk var. Bunun arkasında kamu politikaları var. Bunun arkasında şiddetin makul görülmesiyle ilgili yaklaşımlar var” dedi. Yaşanan saldırıların büyük ölçüde normalleştirildiğini ve günlük yaşamın bir parçası haline getirildiğini dile getiren Dilek Atik, devletin meseleye yaklaşımını da eleştirdi: “Devlet ise tüm bunların ötesinde meseleye güvenlikçi yaklaşıyor. Saldırılar olduktan sonra güvenlik önlemleri alınıyor. İşte okulların önüne polis ya da güvenlik görevlilerini getirerek sorunu çözmeye çalışıyor. Bu yöntemin doğru olmadığı kanaatindeyiz.”
Okulları adeta birer kışla ve cezaevi gibi gören bir hükümet anlayışıyla karşı karşıya olduklarını söyleyen Dilek Atik, alınan önlemler arasında yer alan x-ray cihazları ya da okul bahçe duvarlarının tel örgülerle çevrilmesinin önleyici olmaktan ziyade cezalandırıcı ve denetleyici politikalar olduğunu ifade etti. Atik, “Bu politikaları neoliberal politikalar olarak değerlendiriyoruz. Şirketlerin kazanç sağladığı bir sistem olarak değerlendiriyoruz. Çünkü bu tür yöntemlerle sadece şirketler ve devletin tanıdığı kişiler kazanç sağlıyor. Bu sorunu x-ray cihazları ya da kapının önündeki turnikeler çözer mi? Bu tür yöntemler; sorunu çözmekten ziyade öğrenciyi, öğretmeni ya da veliyi denetlenmesi gereken potansiyel suçlular olarak gören yöntemlerdir” ifadelerini kullandı.
Psikolojik danışmanlık ve rehberlik servislerinin yetersizliğine dikkat çeken Dilek Atik, Türkiye’deki mevcut durumda bir rehber öğretmene yüzlerce öğrencinin düştüğünü hatırlatarak, bu durumun öğrencilerin bireysel takibini güçleştirdiğini vurguladı. Rehber öğretmenlerin öğrencileri daha yakından tanıyabilmesi, psikolojik ve sosyal uyum sorunlarını takip edebilmesi için daha fazla zaman ve personele ihtiyaç olduğunu belirten Atik, rehberlik hizmetlerinin bürokratik işlerden arındırılması gerektiğini söyledi. Atik, “Bunun da acilen önüne geçilmesi gerekiyor. Şimdi rehberlik hizmetleri Türkiye’de ve dünyada tanımlandığı biçimiyle bakıldığında çok ideal bir tanımlama var. Bu önleyici rehberlik hizmetleri, gelişimsel rehberlik hizmetleri açısından çok ideal bir tanımlama var. Ama her zaman bu şekilde gerçekleşmiyor. Bunun da bir an evvel önünün alınması gerekiyor” diye ekledi.
Devletin görevinin sadece faillerin yakalanması ve soruşturma açılmasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini savunan Dilek Atik, saldırıların çocuklar üzerinde olay anının ardından da devam eden travmatik etkiler yarattığına dikkat çekti. Olaylara dair görüntü ve seslerin medyada yeniden dolaşıma sokulmasının korku ve kaygıyı artırdığını ifade eden Atik, okullarda psikolojik destek mekanizmalarının hızla devreye sokulmasının önemini vurguladı: “Yeniden bir güven alanının oluşturulması gerekiyor. Bunun için de psikolojik destek mekanizmaları okullarda uygulanmalıydı. Yani o okulun o olayı yaşayıp yaşamamasıyla ilgili değil, sağaltıcı mekanizmaların çok hızlı bir şekilde devreye girip okullarda bu şeylerin oluşturulması gerekiyordu.”
Sözlerini sürdüren Atik, “Çünkü devlet de kendi mekanizmasını harekete geçiriyor ve bu toplumu çoğu kez tatmin de etmiyor. Bizler birçok noktada kendimizi zihinsel anlamda dönüştürebiliriz ve çevremize de bu katkıyı sunabiliriz. Çocukları medyadan ya da şiddet içeriklerinden uzak tuttuğumuzda yerine alternatif bir şey koyamıyoruz. Çocuklar için dış dünyada bir alternatif üretmeliyiz. Yine sendikalar olarak bir programımızın olması gerekiyor. Şiddete dair neler yapılabilir, birlikte nasıl hareket edebiliriz diye” diyerek çözüm odaklı yaklaşımların gerekliliğine işaret etti.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.